10 Haziran 2009 Çarşamba

bir köpeğim olucak benim.


Az önce bloglar arasında dolanırken bir blog sahibi köpeğinin ölümünden bahsetmiş. Buraya yazmak isterdim ama şimdi hatırlayamıyorum hangi blog olduğunu. Köpeğinin ismi Maço'ymuş. Küçüklüğünden beri bir çok zorlukla karşı karşıya gelmiş Maço. Kaybolmuş, kaçırılmış, kanlı ishal geçirmiş, kolu kırılmış, kör kalmış, kriz geçirmiş. En sonunda, 15 yıldan sonra, bedeni buna dayanamamış olsa gerek yine bir krizle son nefesini vermiş..

O yazıyı okurken gözyaşlarıma engel olamadım. Öyle bir bağ ki bu.. öyle temiz öyle saf ki.. Karşılık beklemeksizin seven, kendini sevdirmeye çalışan hayvanlar.. Dünyanın en iyi dostları işte onlar..

Küçükken bir muhabbet kuşum vardı. Boncuk'tu adı. Daha sonra bir tane daha geldi. Onunla tanıştığımda biraz daha büyük olduğum için daha orjinal bir isim bulmak istemiştim. Fakat o daha kendi ismiyle tanışamadan öldü. Sürekli kafesin parmaklıklarından dışarı çıkmaya çalışıyordu, çıkıyordu da. Kaç defa kafesini değiştirdim ama o ısrarla deniyordu. En sonunda beyni hasar görmüş. Ellerimde öldü.. Uykusu var sanmıştım.. Kafasını yasladı bana. Usulca gözlerini kapattı ve bir daha açmadı.. Onu arka bahçemize gömmüştük. Daima çiçeklerle süslüydü gömüldüğü yer.
Boncuk ise çok ürkek bir kuştu. Sanırım onu ben korkutuyordum. Çok küçüktüm onu çok seviyordum ve hep kafesine elimi sokuyordum onu sevmeye çalışıyordum. O da hep perde arkasına saklanan bir kuş oldu. Annem bir gün hava alması için balkona çıkarttığında kafesinin kapağını açık unuttuğunu anca onu kafesin tepesinde dururken farketmiş. Sakince yaklaşıp onu tutmak istemiş ama Boncuğum özgürlüğüne doğru yol almış. O gün okuldan eve geldiğimde kafesinin boş olduğunu görünce annem bana sadece sarılmıştı. Saatlerce ağlamıştım. Sokağa çıkıp ona seslenmiştim. Ama duymamıştı beni. Belki de gelmek istemedi kim bilir..

Sonrasında ise bir kedim olmuştu. Bahçemizde mangal yaptığımız bir pazar günüydü onunla tanıştığımızda. Kapımıza gelmişti, kokulardan olsa gerek. O kadar ısrarcıydı ki onun sesinden kendi sesimizi duyamıyorduk. Minicikti oysa. Tıpkı bu resimdeki gibiydi. Aynısıydı. Fakat gözleri daha bi beni seven gözlerdi.
Bu tip mangallarda falan bir hayvan bulmak iyi oluyor, artık yemekleri veriyoruz işe yaramış oluyor. Annem başta bunu bir görev olarak bilip, yemek artıklarını son derece düzenli bir şekilde Duman'a verdi. (Evet yine küçüktüm ve evet bu ismi ona ben koydum.) Duman annemin düzenine hayran kalmış olucak ki karnını doyurmak yetmedi ona, bizimle kalmak istedi hep. O, o kadar güzel bir hayvandı ki annem ve babam itiraz edemedi ona. Kabul ettik..
Onunla günler harika geçiyordu. O hayatımda gördüğüm en muhteşem hayvandı. Çok küçüktü, griydi, farklıydı. Çok duygusaldı, kıskançtı, sırnaşıktı, sevgi doluydu. Onunla ilgilenmediğimde bir köşeye çekilip ağlardı. Babam bana sarılıp beni öptüğünde koşa koşa gelir aramıza girerdi. Sabahları ilk o uyanır miyav miyav uyandırırdı bizi.
Onu daha veterinere falan götürmemiştik. Sanırım annem ve babam, benim aksime onun bu evde kalıcı olmadığını düşünüyorlardı. Bir gün onu severken sırtında bir şey gördüm, anneme gösterdim. O da panik yaptı ve onu bırakmamız gerektiğini söyledi. Anlayamamıştım ama çok korkmuştum. Şimdi düşünüyordum da, olsa olsa kenedir o sırtındaki.. Babam Duman'ı küçük bir kutuya koydu, bir eliyle elimden tuttu. Uzağa gittik. Sonra durduk. Yeşillik bir yere geldik. Babam kutuyu indirdi, Duman'ı çıkardı ve parmaklıkların ardına bıraktı. Sanıyorum okul gibi bir yerdi orası. Duman zaten çok duygusal bir kediydi, neler olduğunu anlıyordu. Gözleri dolu dolu bana baktı ve çevresine bakınmaya başladı. Babam hadi kızım dedi, elimden tuttu. İlerlemeye başladık. Arkama döndüm, beni izliyordu. Düşünsenize gidişimi izliyordu. O gün orada bana o bakışını asla unutmayacağım..
Yıllar geçti. Ben belki de birlikte 1 hafta bile geçirmediğim kedim Duman'ı hala çok özlüyorum. Suçluluk hissediyorum. O benim hayatımda tanıdığım en müthiş hayvandı. Ve onu öylece terketmek bana hala çok dokunuyor..
"Tıpki onun gibi bir kedi daha beslemek istiyorum" diyeceğimi zannediyorlar. Asla yapmam bunu. O her zaman özel kalacak benim için.

Hayvanlarla ilgili daha ilginç bir anımı duymak isterseniz işte bu! 2 hafta süren bayramlı mayramlı bir tatil vardı. Aile dostlarımızdan biri şehir dışına çıkacakları için bu papağanı bize emanet ettiler. İsmi Koko'ydu. (Koko hala hayatta ve benimle yaşıt)
Geçirdiğimiz 2 hafta içinde her gün beni tekrar tekrar şaşırtmayı başardı bu hayvan.
Söylediğim gibi o bizde misafir olarak kaldığı zaman bayram vardı. Kurban Bayramı olsa gerek. Bize misafirler geliyordu tabi. O harika bir ev sahibiydi. Daha zil çalar çalmaz başlıyordu konuşmaya: "Hoşgeldiniz efendim, şöyle oturun, nasılsınız, çocuklar nasıl, hah hah hah hahh.." Ve tüm misafirler şaşkınlık içinde gülmeye başlar. Koko gülmenin ne demek olduğunu biliyordu. En azından herkes gülüyorsa kendisinin de gülmesi gerektiğini düşünüyor, o da Veysel Amca'mızın muhteşem kahkahasıyla gülmeye başlıyordu. Birinin telefonu çaldığında daha telefonu açmadan Koko başlıyordu konuşmaya "Aloo! Ah merhaba. İyiyim teşekkür ederim, sen nasılsın? Hah hah hah haa!" Ve misafirler gideceği vakit Koko misafirleri uğurlar "İyi bayramlar efendim yine bekleriz." Burdan da görüyoruz çok bayramlar görmüş geçirmiş kuşumuz..:) O kadar tatlıydı ki, görmeniz gerekirdi. Balkona çıktığı zaman zevkten dört köşe olurdu. Öyle ki, o koca adam sesiyle, hişştt fıstık senin adın ne, diye seslenip dururdu. Sırf bu yüzden komşumuzun kızı annneeee bi adam bana laf atıp duruyo diye ortalığı ayağa kaldırmıştı. Öyle de edepsizdi Koko. O bizden biri gibiydi. Biz gülerken o da gülerdi, canı sıkılınca şarkı mırıldanırdı, yemek yerken o da isterdi. Gözümüzün içine baka baka hani bana, hani bana diye tekrarlardı. Kıyamazdık verirdik biz de.
Onunla ilgili hiç unutmadığım bir anımı anlatayım size. Onun bulunduğu oda evimizin en sıcak en güneş gören odasıydı. Benim odam da en soğuk odaydı. Malum kış mevsimindeydik. Ben dışarı çıkıcaktım. Evde kimse yoktu ben de üşümemek için kıyafetlerimi Koko'nun bulunduğu odaya götürdüm, orada giyinmek için. Giyinmeye başladığımda Koko'nun bana çok dikkatli baktığını farkettim. "Bakma edepsiz" diye de şaka yaptım. Bana verdiği cevap şu oldu: "Hani bana?" .. İşte ben apar topar odama kaçtım bu sözden sonra. Onu o kadar "birey" olarak görüyorduk yani..
Ve son olarak, tüm bu bayram, tatil merasimi falan bitti. Sabah oldu babam işe gitmek üzere hazırlanıyordu. Babalarımız aynı yerde çalışıyordu Koko'yla. Babam sabah kapıdayken annemle ben ona bay bay öpücüğü verirken Koko'dan tüm o tatil boyunca duymadığımız cümleyi duyduk: "Hayırlı işler babacım, iyi uçuşlar" İşte bu beni en çok şaşırtan oldu. Bu hayvan söylenenleri sadece taklit etmiyor, neyi nerde kullanacağını da biliyordu.
Biliyorum ki o aile Koko'yu kaybedecekleri gün çok üzülücek. Ben bile üzülücem.

Kısa bir süre öncesinde ise bu hayvanlara baktım. "Kırmızı
Yanaklı Su Kaplumbağaları."
Bir arkadaşımıza doğum günü hediyesi olarak bunlardan iki tane almıştık. Hediyeyi vericeğimiz güne kadar ben ilgilendim onlarla. Böyle miniminnacık bir şey olmalarına rağmen dikkat edilmesi gereken o kadar çok şeyleri var ki bu hayvanların.. Hatta itiraf etmeliyim başta korkmuştum bakamayacağım diye. Fakat şimdi düşünüyorum da, gayet iyi bir sütanne olmuşum onlara. Ne olursa olsun onca zamandan sonra yeniden hayvanlarla ilgilenmek bana çok iyi gelmişti. Üstelik şimdi onlardan biri benim adımı taşıyor, keyfim keyf :)

Bugün o yazıyı okuyunca ağladım. Çok ağladım. Sessiz sessiz. Çünkü çok duygulandım. Zaten itiraf etmeliyim ki yalnızlık çeken bir insanım, bu sebeple sık sık böyle duygusal patlamalar geçiriyorum. Bu yalnızlık çevremde kimse olmamasından kaynaklanan bir yalnızlık değil. Hani olur ya insan içinde çekilen yalnızlık, bir his sadece. Daha önce bir yazımda bahsetmiştim, ama sanırım eski blogumda kaldı. Bir kardeşim yok benim ve bunun bitmeyecek bir yalnızlık hissi olduğundan bahsetmiştim. İşte küçükken bu boşluğu evcil hayvanlarla kapatmaya çalıştığımı farkettim. Aslında kötü bir yöntem değil bu. Çünkü hayvanları çok seviyorum fakat ailem ilgilenmek istemiyor. İşte ben de kendime bir dost edineceğim ilerde. Bi büyüyim de:)
İşte resimde gördüğünüz muhteşem hayvan benim olucak. O beni çok sevicek. Ben de onu çok sevicem. Birlikte güzel şeyler yapıcaz.. Ama daha ismine karar vermedim.
Son gözyaşımı da sildikten sonra şimdi uykuya gidebilirim sanırım.
İyi Geceler.!

0 yorum:

Yorum Gönder